Kahve Kokusu
2001'de, Bergama'da Grup Psikoterapileri
Kongre'sinde Travma grubuna katılmıştım. En az 20-25 kişiydik. “Neden buradasınız”
dedi hepimize sırayla grup yöneticimiz. Ben hematolojik hastalık tanısı alan
hastalarla çalıştığımı ve hastalarımın tanıyı öğrendiklerinde yaşadıkları
travmayı nasıl baş edebilecekleri konusunda donanmaya gereksinim duyduğumu
söyledim. Çok büyük bir travma yaşadıklarını düşünüyordum. Herkes kendi
çalıştığı ortam ve koşullarını anlattı sırayla. Dinlediklerim karşısında oldukça
şaşkındım. İşkence mağdurları ile çalışanlar vardı hem de gencecik yaşta.
Cinsel tacize uğrayanlarla çalışanlar, daha nice nice travma mağdurları ile.
Sonra bana döndü ve bu gruptaki en şanslı
danışanlarla çalışan danışman belki de sensin diye ekledi. O hastalar, dünyanın
en donanımlı, en iyi eğitim almış hekimleri tarafından tedavi edildiğini, donanımlı
hemşireler tarafından bakıldığını, nice bilim adamı, kimyager ve biyoloğun laboratuvarlarda
uzun emekler vererek bu hastalığın tedavisini bulmaya çalıştığını söyledi.
Ayrıca onları çok seven aileleri var genellikle ve onlara her türlü desteği vermek
için olağanüstü çaba gösteriyorlar diye de ekledi.
Grup yöneticimiz dünyanın pek çok
yerindeki siyasi tutuklularla çalışmış, en diptekilere elini uzatmaya çalışmış
yurt dışından gelmiş bir uzmandı. Bir örnek vermişti. Yer tam olarak neresi idi unuttum,
bir Afrika ülkesi olabilir. Herkesten izole siyasi bir tutuklu ile ilgili
görüşmesinde kendisini nasıl çaresiz hissettiğini anlattı bize. Ona destek
olabilmem için tek bir ekipmanım bile yoktu elimde diye ekledi. Ne önerebilirim,
nasıl destek verebilirim diye düşünmüş önce. Sonra tutukluya sormuş, sana gün içinde
iyi hissettiren bir an, şey var mı diye. Tutuklu da günde bir kez verilen sıcak
kahveyi nasıl dört gözle beklediğini anlatmış. Tek mutlu olduğu an o kahvenin
geldiği zaman dilimi imiş. Terapistimizin bu hücre hapsindeki tutukluya sunabildiği
tek seçenek, kahveden kahve saatinden aldığı hazzı olabildiğince uzatacak bir
öneri olmuş. O an aklına geliveren tek çare. Tutukluya, o buharları üstünde
tüten nefis kokulu kahveyi derin derin koklayarak, yavaş yavaş içmenin mutluluk
veren bu zaman dilimini uzatabilir diye umut ederek.
Teorik ağırlıklı üç günlük çalışmanın
sonuncu günü benzer bir deneyimi bize de yaşattı. Elinde yaklaşık iki üç kilo elma
ile gelmiş ve elmaları grubun ortasına bırakmıştı. Üç saat boyunca grubun
ortasında duran kırmızı elmaları seyretmiş, orada neden durduğunu hepimiz merak
etmiştik. Grubun son on beş dakikasında elmaları ikiye bölerek her birimize yarımşar
elma verdi. Yarım elmaları alıp gözlerimizi yummamızı söyledi. “Önce elinizle
elmanın her tarafına dokunun, ısısını, parlaklığını, kabuğunun kayganlığını,
kesik iç tarafın yumuşaklığını hissedin, sonra, uzun uzun koklayın, tadını
hayal edin, daha sonra da yavaş yavaş ısırın, yavaş yavaş çiğneyin, tüm aroması
ile lezzetinin hazzını yaşayarak elmanızı yiyin” dedi. Yarımşar elmamızı
dünyanın en lezzetli meyveymişçesine yemiştik.
O gruptan gerçekten de çok güçlenerek çıktım.
Çalıştığım ünitede sorumluluklarımı yerine getirirken ne çok desteğim olduğunu fark
ederek. Sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getiren bilgili ve donanımlı bir
ekiple çalışmakta idim ve yapmak istediğim her çalışmada ekibimin desteği
arkamdaydı.
Ne zaman bir kahve içsem uzun uzun
koklarım, koklarım.
Nazmiye Atalan

TEŞEKKÜRLER..
YanıtlaSilfarkındalıkların ve farkettiklerin için. iyi ki varsın