Bir Müzik Şöleni, 2CELLO Sydney Konseri
Dün ve yine bu sabah TRT 2’de izleyip, bana ilaç gibi gelen bu
şahane konser hakkında bir şeyler söylemek isterim. Adeta müzikle terapi. Zaten sanat hangi alana girmiş de iyileştirmemiş ki! İnsanın onlarca tanımlaması içinde sanatçı insan diye bir tanımlama yoksa ben de bu tanımı eklemek isterim. En insanca olanı. İnsanın her haline uyan, insanı diğer canlılardan faklı kılan bir armağan sanat. Nice yeteneklerle donanmış olan insanı doruklara taşıyan kuşkusuz sanat olmalı.
şahane konser hakkında bir şeyler söylemek isterim. Adeta müzikle terapi. Zaten sanat hangi alana girmiş de iyileştirmemiş ki! İnsanın onlarca tanımlaması içinde sanatçı insan diye bir tanımlama yoksa ben de bu tanımı eklemek isterim. En insanca olanı. İnsanın her haline uyan, insanı diğer canlılardan faklı kılan bir armağan sanat. Nice yeteneklerle donanmış olan insanı doruklara taşıyan kuşkusuz sanat olmalı.
Birkaç gün önce arkadaşım önermişti ama o gün izlemekte olduğum filme kıyamamış ötelemiştim. Nasılsa bir hafta içinde geçmiş programları izleme olanağım vardı, yarın izlerim dedim. Öyle de yaptım. Akşam kanepeye uzandım ve programı buldum. 2Cello, Sidney konseri. Son yılların olağanüstü sempatik Hırvat sanatçıları Stjepan Hauser ve Luka Sulic* ve olağanüstü mekandaki bir konser. Sidney Opera binasında. Ünlü, yeni yıl kutlamalarında görmeye aşina olduğumuz, kah bir yelkenli gemi kah istiridye kabuklarının iç içe geçmiş hali gibi fantastik mimarisi olan bina. Hauser konser öncesi seyircilerine şöyle diyor. “İnanılmaz… cennetin simgesi olarak görülen bu yerde çok heyecanlıyız”. Konser salonunun içi devasa, görkemli, alabildiğine göz alıcı. Ya o izleyici kalabalığı… Akşam izlerken yaşadığım coşkuyu nasıl anlatsam bilmem. Sabah kalktığımda ilk işim yine aynı kanalı açıp, bu tadı damağımda kalan müzik ziyafetiyle yaptım kahvaltımı.
Neler neler düşündürmedi ki bana bu konser… Tabi ki birkaç yıldır hiç konsere gitmediğimi fark ettim önce. Zaten Atatürk Kültür Merkezi, önce onarılacak denip hizmet dışı bırakıldı, giderek camları kırıldı ve uzun yıllar izbe bir görünüme terk edildi. An be an çöküşüne tanıklık ettiğim o güzide mekanım artık yoktu. Sözde yerinde çok daha görkemli bir sanat merkezi yapılacaktı. Hiç planda olmayan bir cami alabildiğine hızla yükselirken Taksim Meydanında, Adeta Taksim’in sembolü, buluşma noktası olan AKM’nin önünde afişten sembolik resmiyle öylece kalakaldı. Ne çok konser, festival gösterileri, opera izledim orada, ne çok. Ama hep amatör bir ruhla. Belki coşkumu sözle aktarsam da yazıya dökmek aklımın ucundan bile geçmemişti. Cumhuriyet Gazetesinden sanat köşesini okur, bir koşu AKM de alırdım soluğu. Özellikle Filiz Ali’nin müzik eleştirilerini hiç kaçırmazdım.
Derinden duyguları yüzlerine, mimiklerine yansıyan, sonuna doğru adeta çıldıran iki çellist, ardındaki şahane orkestra ve muazzam kalabalık seyircisinin büyülenmişçesine izlediği bu konseri Filiz Ali izleseydi ki eminim izlemiştir, nasıl bir köşe yazısı yazardı diye düşündüm. Ben amatör bir müzik eleştirmeni olarak neler neler gördüm, neler neler düşündüm. Nerelere gittim... Nasıl gitmem. Baba filminin müziği ile başlayıp, artık ezbere bildiğimiz Aşk Hikayesi, Titanik, Cesur Yürek, Gladyatör ve daha nice film müziklerini huşu ile dinledim. Belki de bu iki çellistin yorumuna hayran tüm bu sevdiğim müzikleri daha hiç bu kadar keyif alarak dinlemediğimi fark ettim.
Severek izlediğimiz nice filmin müziği o usta iki çellistin ve ardındaki muhteşem orkestranın eşliğinde, salonun olağanüstü akustiği ve hayran izleyicileri ile buluşup öyle olağanüstü harmanlanmış ve eşsiz bir müzik demetine dönüşmüş ki... Akşam izlerken de sabah dinlerken de yerimde çakılı kaldım. Büyülendim. Kımıldamadan, adeta soluk almadan, bir konser salonundaymışçasına, adeta o izleyicilerin arasındaydım.
Kah hüzün kah neşe ve coşku ile çaldıkları çello aletlerinden gözümü alamadım. Ses sanatçısından tutun da piyano, keman, flüt, arp, gitar, klarnet, bağlama, davul zurna daha nice enstrümanın as solist olduğu nice dinletilere “2Cello” ile yeni assolistler ekledim dağarcığıma.
Klasik çello faslı biter bitmez, sahneden koşarak ayrıldılar ve aynı hızla, kostümler ve enstrümanlar değişmiş olarak, elektro çelloları ile döndüler. Daha enerjik ve inanılmaz bir coşkuyla konser sürdü dakikalarca.
Bu bende bir huy. Ne zaman böylesi güzel bir etkinliği izlesem ve tek başınaysam, birileriyle o anı paylaşamamış olmanın hüznünü de yaşarım. Keşke şu da olsaydı yanımda, keşke o da görebilseydi, benim yaşadığım coşkuyu sevdiğim kişi de yaşasaydı der dururum. Bugün de aynı duygularla yaşadığım bu coşkumu dile getirmek paylaşmak, çoğaltmak istedim. Sanırım TRT 2‘deki bu program bir süre daha gösterilecek. Çoğu programında olduğu gibi yinelenecek. Kaçırmayın derim. Salık veririm.
*2013 Aralık ayında Zorlu Merkezde, Eylül 2014 yılında Açık Hava Konser Konser Salonunda konser veren ve dakikalarca ayakta alkışlanan ikili.
Nazmiye Atalan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder