18 Mart 2020 Çarşamba



18 Mart 2020

Korono Günleri; dünden bugüne bendeki tezahürü

En az iki aydır zaman zaman kamuoyunun gündeminde olsa da, en fazla Çin’in sorunu gibi görünen korononun bunca zaman sabredip, daha bir hafta içinde dünyanın sorunu oluvermesine alışmak benim için hiç de kolay olmadı. Pek çoklarımız gibi ben de bu konuyu inkar ettim, görmezden geldim ve hatta bu konuyu gündemine alan arkadaşlarımı sakinleştirmeyi ve alternatif tezleri olan hekimlerin konuşmalarını dinleterek sakinleştirmeyi bile denedim. Zaten benim gibi düşünen ne çok arkadaşım vardı.
Bugün 18 Mart Salı ve bu konuda ilk izleyip ve de onayladığım, inanarak paylaştığım bir video var feysbuk sayfamda 10 Mart Salı gününe ait. 12 Mart Perşembe günü okulların tatil edildiğini öğrendiğimde nasıl da şaşırdım, bozuldum hatta. Hemen bu haftamı boşalttım, nasılsa torunum benimle kalırdı, annesinin iş yerinin de tatil verebileceği aklıma mı gelirdi. O geceki Abazaca kursumuzda hocamız bizden çok bozulmuşa benziyordu derneğimizdeki etkinliklerin geçici bir süre durdurulmasına. Normalde onda biten kursumuzu on ikide bitireceğiz bu akşam demez mi!
Perşembe günü, aylardır çıkmadığım pazara bile çıktım, gördüğüm birkaç maskeli insana hafiften gülümseyerek/ bir nevi tepeden baktım. Cuma günü sitemizin anneannesi ölmüştü, hiç çekinmeden camiye gittim uğurladım. Akşam beş çayı içtim iki arkadaşımla. Biri tam da benim gibi cabbar, soğukkanlı diğeri de alabildiğine kaygılı, elimden geldiğince onu sakinleştirme gayretine girdim. Ayrılırken kahramanlar gibi öpüştük, bu kadar abartı da neyin nesi dedi hatta cabbar arkadaşım. Nasıl da mutlu oldum.
Yetmedi, cumartesi günü, ne zamandır dışarda buluşmak istediğim bir arkadaşımla Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezinde buluştuk. Çay getiren delikanlı bize kapkara plastik eldivenlerle servis yapınca ikimiz de hafiften bir kahkaha attık. Ayrıca o simsiyah plastik eldiven de neyin nesiydi, biraz da irkilerek baktım. Gün boyu taksa da kirlendiğini görmemeleri için gibiydi adeta hijyeni asla çağrıştırmayan rengi. Zaten market vb. yerlerde takılan eldivenleri de ne kadar bilinçli takıyorlardı ki, hep sorgulamışımdır. Neyse, oradan da akşam yemeği için başka bir mekan aradık hiç kaygı yaşamadan. Zaten sokaklar da otobüsler de eskisini aratmayacak kadar kalabalıktı o gün. Hiç te yalnız değildik aslında. Dönüşte de yine sesli bir şekilde yineledik, kim korkar koronodan dedik ve öpüşerek vedalaştık.
Bunca ayrıntıyı neden mi anlatıyorum? Anlatıyorum çünkü şu son 15- 16 saat içinde yaşadığım duyguları anlamakta güçlük çekiyorum. Şaşkınım desem daha doğru. Kendi kendimi düş kırıklığına uğrattım adeta. İlk, dün gece, yatar yatmaz yaşadım bu duyguyu. Gerçi dün gece yaşadığım anlar daha çok duygusal anlara tanıklıktı daha önce pek tatmadığım. Benim kaygım değil de oğlumun bana ve babasına dair yaşadığı kaygıya ilk kez tanıklık etmemdi. Dün, benim için aldığı eksiklerimi getirmiş, daha kapıdan girerken "öpmek yok" diyerek doğruca lavaboya gitmişti. Konuşmaya elbette ki korono ile başladık, korono ile de bitirdik. Kafedeki kasada sürekli elini dezenfekte ettiğinden tut da, ellerinin şimdiden tahriş olmaya başlamasına, masaları silmekte kullandıkları kolonyanın piyasada olmamasına… “Sakın dışarı çıkma anne…istersen gel bizde kal anne… … sokağa çıkma yasağı olursa babamı da bize götürürüm” vb. Şu ana dek oğlumda hiç ama hiç duymadığım sözlerdi hepsi. soğukkanlılıkla yanıtladım tüm sözlerini. Ama benden söz aldı alışverişe gitmemem konusunda. Ne eksiğin olursa benden iste, iş dönüşü bırakırım diye ısrar etti. Çok kalmadı gitti. O an ne kadar etkilendim tüm bu konuşmalardan pek farkında değilim. Belki de bir film izlemeye daldım ya da başka bir şey. Ancak vakit gece yarısı olup yatağa gidince birden nasıl da duygusallaştım. Oğlumun bizim için bu kadar yoğun bir kaygı yaşıyor olması bana nasıl da koydu. Gözlerimden yaşlar geldi. Yaklaşık yarım saat sürdü bu durum ve baktım uyku gelmiyor, kalktım biraz okudum, her şey normale döndü, mışıl mışıl bir uyku çektim. Sabah uyandığımda kendimle biraz da gurur duyarak kalktım yataktan. Bugüne dek kimseye muhtaç olmamış olmama, dimdik ayakta duruşuma şapka bile çıkardım.
Ancak bugün öğleden sonra, bahçede, mis gibi temiz havada biraz yürüyüp, caddeye çıkar çıkmaz yaşadığım, hiç beklemediğim bir anda tüm bedenimi sarıveren kaygı beni nasıl da allak bullak etti. Daha önce hiç ama hiç aşina olmadığım bir duygu. Kalbim hızlı hızlı çarpıyor, sanki aldığım nefes akciğerlerimin tüm çeperini dolaşamadığı için yarı yoldan geri dönüyor ve nefesim daralıyordu. Atkımı sardım burnuma yanımdan her geçen insanla karşılaştığımda. Maskeli insanlar ne kadar da çoktu. Keşke ben de bir maske taksaydım dedim, kızdım durdum kendime o kısacık yol boyunca. Sadece bir parça peynir almak idi niyetim oysa. Market kapısından girerken çarpıntım daha da arttı, peki oğluma, gelinme ne diyecektim bana bir şey olursa. Sanki havada, yerde, yanımdan, yakınımdan her geçenin nefesinden, marketin her milimetre karesinde bağırıyordu virüsler coronooo coronoo.
Ne oluyordu bana yahu, bu ben miydim bu kadın. Ne oldu o cabbar, hatta biraz da ukala, koronoya kafa tutan kadına! Utandım biraz kendimden, kızdım hatta. Bundan sonra mı tövbeler olsun diye koşar adım attım kendimi lavaboya😊

2 yorum: